10 Ağustos 2010 Salı

ADAM AMCA



Koskoca dünyanın küçücük bireylerinden biriydim
Daha büyümemiş “çocuk” dediklerinizden
Çocuktum yani, minnacık bir çocuk
Sorduklarında her şeyi “dünyalar kadar” sevebilen

Koskocaman mutluluklar vardı içimde
Attaya tek başına gidemeyen
Her gece uyurken “baş baş” yapan
Tek başına “mama” dahi yiyemeyen çocuktum

Bir gün bir amca geldi bizim eve
Babamın iş yerinden arkadaşı olan bir amca
Babam bana oyuncak almak için işe giderdi
Anneme her sorduğumda böyle derdi yani

Çukulata getirmişti o amca bana
Çok iyiydi, hep kucağına alır severdi beni
Daha sonra sık sık gelmeye başladı bizim eve
Haftanın iki üç günü bizim evde olurdu

Babam sürekli çalışırdı parka götüremezdi beni
Sıkılırdım evde, sürekli ağlardım gitmek için
Amca da bana söz vermişti
Beni bir gün parka götürecekti gündüzden

Ve o bir gün kapımız çaldı
Kapıda beliren babamın arkadaşı sevdiğim amcaydı
Çok mutlu olmuştum parka gidecektim
Annem amcanın elini bırakma diyerek gönderdi bizi

Amcayla upuzun bir yola koyulduk
Yemyeşil cenneti andıran yollardan gidiyorduk
Sonunda durduk bir yerde
Parka vardığımız düşüncesiyle atıyordu çocuk kalbim

İndik arabadan,ne çocuk vardı
Ne salıncaklar ne de kaydıraklar
Oynayabileceğim bir kum bile yoktu
Ben bu parka daha önce gelmemiştim oysaki

Yanıma yaklaştı amca,kucağına aldı beni
Öptü, televizyonda gördüğümüz gibi ağızdan
Küçücük gözlerim yerinden çıkacak gibiydi
Bu ne demekti ki şimdi?

Vücudumda gezdirdi kocaman ellerini
Heryerime dokundu, gıdıklandım güldüm
Oyun oynuyoruz sanıyordum
Babamla akşamları boğuşmalarımız gibi zannediyordum

Sonra tekrar öptü beni tekrar ve tekrar defalarca
Kiloduma kadar indirerek heryerime değdi elleri
Daha sonra gözlerimi kapadı,acıdı canım
Ruhum acıdı,korkuyordum bağıramadım


Canım çok acıyordu,hıçkırarak ağladım sonra
Oyuncağını kaybettiğinde, düşüp dizlerini kanattığında
Hani her çocuk ağlar ya iç çeke çeke
Öyle ağladım ben de işte

Kan gelmeye başladı bacaklarımın arasından
Gittikçe güçsüzleşiyordu bedenim
Sonrası….
Sonrasını hatırlamıyorum

Kendime geldiğimde yine yemyeşil bir yerdeydim
Tıpkı o amcanın beni götürdüğü yollardaki yeşillikler gibi
Etrafımda ise bir sürü çocuk, parkta gibiydim
Adına “cennet” diyorlar buraların

Burada bulunan tüm çocukların canını acıtmışlar
Küçücük bedenlerinde adamlığı öğrenmiş
Koskocaman elleriyle kötü amcalar!
Adam olmuşlar çıkmamış göğüslere dokunarak

Bu yazıyı size cennetten yazıyorum
Çocuklarınızı, kimselere güvenip emanet etmeyin
Benim ailemin canı benden daha çok yandı çünkü
Ben bir kez ölürken onlar her gün öldü


Şayet diğer amcayı sorarsanız
O hala adam olmaya devam ediyor küçük bedenlerde
Ben ise bekliyorum burada onu
Ona adamlığı ben öğreteceğim kendi cennetimde!!!

N.Karabuğday

9 Ağustos 2010 Pazartesi

PAMUK ŞEKERDEN DÜNYA



Pespembe bulutların arasında seninle pamuk şeker yesek
Uçurtmamız olsa bulutların üzerinden uzay boşluğuna salsak
Ayaklarımızı bulutlardan yeryüzüne sallandırsak
Ayaklarımızın altındaki yeryüzü ve insancıkları izlesek

Ben espri yapsam sen kahkahalarla boğulsan
Sen sarılsan bana ben kollarında erisem
Sonra kaldırsam kafamı göz göze gelsek
Çekim gücüyle dudaklarımızı birleştirsek

Biz öpüşürken oluşan elektrikten şimşekler çaksa
Hatta,hatta birden yağmur başlasa
Önce çiselese daha sonra bardaktan boşanırcasına
Mutluluk yağmurları altında sırılsıklam olsak

Hiç şemsiye açmak istemesek zaten şemsiyemiz de olmasa
Belki de ince giyinmiş oluruz,üzerimizde yazık kıyafetler
Ama yine de birbirimizin sıcak bedenlerinden üşümesek,
Tek üzüntümüz yağmurda eriyen pamuk şekerimiz olsa

Sonra birden ayağım dolansa bulutlardan aşağı düşsem
Bir an unutsam senin Superman olduğunu üzülsem
Sonra sen tutsan beni sımsıkı kollarımdan
Geri aşk yuvamıza bulutlara uçsak

Seninle birlikte yeryüzünü seyredalsak
Bazı insanların üzüntülerine ağlasak
Onların acısını paylaşsak
Komik olan insanları gördükçe midemize kramplar girse

Sonra ben elimi şaklatsam elimde bir şişe belirse
İçinde de mutluluk iksiri olsa
Sen alsan onu elimden uçsan uçsan uçsan
O iksiri yeryüzünün her bir zerresine dağıtsan

Herkes mutlu olsa da kötülük olmasa
Kötüler kötülüğü unutsa, pembe bulutlar toz olsa
Toz pembe mutluluk yağsa,gökyüzü pembeden maviye boyansa
Üzüntü,ayrılık bi de o hain camgöbeği hiç olmasa diyorum
Fena olmazdı hani=))))

N.K

ÖLÜM ÖNCESİ ANTRENMAN

Uyuşturucu
Adı da kendi gibi soğuk
Bir insanın beynini uyuşturması
Hiç akıl karı gelmiyor bana!
Uçuş mu? Uçuşa mı geçiyorlar ki?
Kanatları mı çıkıyor kullananların
Yeryüzüne değerken ayaklar
Yani beden yeryüzündeyken
Uçabilmek mümkün mü?
Uçmak demek
Ayaklarının yerden kesilmesi demek değil midir?
Yoksa bedeniniz değil de
Ruhunuz mu geçiyor uçuşa?
Ruhun uçması demek
Ölüm değil midir?
Ne demek!
Yani siz yaşarken mi ölüyorsunuz?
Yani hem yaşamak
Hem ölüm mü bu yaptığınız?
Zor olsa gerek…
Yaşarken ölmek
Ölürken yaşamak…
Kimbilir hangi sabah
Çöpçüler konteynırdan çıkartır leşinizi
Belki bir krize girersiniz
Sözüm ona uçuş krizi
Cebinizde de kanatlarınız yoksa
O zaman ruhunuz tamamen uçuşa geçer
Bir daha dönmemek üzere uçar gider
Şimdi anlıyorum
Yani siz ruhunuzu ölüme hazırlıyorsunuz
Zaten hepimizin ruhu bir gün uçacak
Gidecek çok uzaklara bedenimizden
Siz demek ki ölüm alıştırması yapıyorsunuz
Isınma turları yani…
İster yaşlı olun
İster genç…
Ölüm her zaman vakitsiz gelir derler
Oysa siz vaktinden önce hazırlanıyorsunuz ona
Leşiniz demiştim en son
Kokmasa bari…
Yani o alıştırma yaptığınız güne geldiğinizde
Ruhunuzu tamamen saldığınız gün
Hemen birileri fark etse ölünüzü
Leş kokusu berbattır!
Acaba hangi kaldırımdan
Ya da hangi apartman dairesinden toplarlar sizi
Bir adımla başlamış olabilirsiniz
Üzerinden birkaç adım atmış olabilirsiniz
Hatta koşmuş da olabilirsiniz
Birçok tur atmış olabilirsiniz
Herzaman geldiğiniz yoldan dönebilirsiniz
Ruhunuz tamamen uçuşa geçmeyene dek
Hiçbirşey için “çok geç” değil!
Ha ben illa attığım adımlara devam edeceğim
Durmak yok yola devam derseniz
Tayyip amcanız gibi
O halde size tavsiyem
Umuma açık yerlerde uçun da
Leşinizi kokmadan bir an evvel bulsunlar
Ayıptır söylemesi
Leş kokusu berbat olur

N.Karabuğday